Reklamı Geç
Dicle Elektirik 5
Reklam 1
Diyarbakır
DOLAR44.4684
EURO51.2648
ALTIN6418.2
BTC/USD66309.879
Dicle Elektirik 11
Cihan Butak // Columnist

Cihan Butak // Columnist

Mail: [email protected]

Dicle Elektirik 6

Nazım

Nazım

Cihan Butak
Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansı
// Columnist
İletişim [email protected]

Gelin biraz Nazım Hikmet Ran’dan bahsedeyim size. Haddim olmayarak, dilim döndüğünce… Onu anlatma yolu, bir şairi anlatmak gibi değildir aslında. Bir vicdanı, bir sancıyı en sade haliyle kelimelere dökmektir. Hasretin ve memleketin şairidir o. Kalplerde çarpan, sokaklarda dolaşan dizelerdir Nazım. Ve bu yazı, bir Neşet türküsü eşliğinde okunsun isterim; ağır ağır akan, girizgâhı 6 dakika 24 saniye  süren bir türkünün eşliğinde… Hayatı boyunca ne bütünüyle memlekete ait olabilen ne de memleketten vazgeçebilen bir şair düşünün. Hepimiz, günlük tutmanın ne demek olduğunu biliriz; kalbimiz kadar temiz bir sayfayı bize ayıran birine teşekkür etmeyi de… Ama Nazım, Piraye’ye yazdığı mektuplara “yalnızlık günlüğüm” dedi.

“Yaşamak Şakaya Gelmez…” Bu tek cümle bile, onun dünyasında hayatın ne kadar ciddi, ne kadar gerçek ve aynı zamanda ne kadar savunulması gereken bir değer olduğunu anlatmaya yeter. O yıllarda yazdığı şiirlerde en çok hissedilen şey şudur: Umut, en dar mekânda bile nefes alabilmektir. Bizler boğulurken eşsiz manzaralarda…Bursa’da kaldığım yıllarda, Heykel taraflarında “Mahfel” diye bir kafe vardı. Duvarlarında Piraye’ye yazılmış mektuplar asılıydı. Duygusal, sevda kokan kâğıt parçaları… Ve hepsinde aynı imza: Nazım. Nazım, hiç kimseye benzemez. Sevdayı da hasreti de öyle bir anlatır ki, nereden vurduğunu uzun uzun düşünürsünüz. Felç olur kalbiniz. Çünkü o, “Kuvayi Milliye Destanı”dır; memleketin insan manzarasıdır.

1951’de sürgün edildi. Pablo Neruda onun için “kalabalık bir dünyayı içinde bir memleket gibi taşıyan adam” derken, Nazım aslında şuydu: uzaklığa rağmen sevmek, umutsuzluğa rağmen ısrar etmek. Bir rivayet, bir anlatı, bir hafıza gibi… Mustafa Kemal Atatürk’e yetişen şiirlerinin gençler arasında dolaştırılması “suç” sayıldığında, “Gençlerin suçu yok, tek suçları şiirlerimi dağıtmak” diyecek kadar da naifti.

Kronolojik bir sıralama yapmak onun hayatını anlamaya yetmez belki. Çünkü Nazım bir takvim değil, bir duygudur. Bir muhabbetin en koyu yerinde aşka gelince “Ben müsadenizle bir Nazım şiiri okuyacağım, affola…”diyebilmektir mesela. “Seviyorum Seni Ekmeği Tuza Banıp Yer Gibi…” Bunu okurken, gecenin bir vakti en sevdiğimiz gelir aklımıza hiç çıkmazken aslında… Nazım’ı anlatmak çetindir. Çünkü o, anlatılan değil hissedilendir. Memleket meselesidir fazlasıyla.

Moskovada kapattı gözlerini dünyaya…Ama aslında dünyayı hiç bırakmadı. Her şairin esinlendiği oldu yıllar içinde zaman kaybolsa da…Kısaca Nazım Hikmet’i anlamak, yalnızca şiir okumak değildir. Onu anlamak: Bir insanın nasıl bedel ödediğini, Şiirin nasıl bir direniş aracına dönüştüğünü, Kelimelerin nasıl bir hayat kurabildiğini, Aşkın en sade ve en derin halini almaktır galiba. Ve onun bıraktığı en büyük miras şudur: Şiirin sadece yazılmadığı iliklerine kadar yaşanmışlığıdır. Şiiri aslında yazanın değil ihtiyacı olanındır cümlesine kalben katılmaktır. Yaşayıp yazdığı bütün kelamlara selam ola… Nazım…Eyvallah…

Yorum Yazın

Dicle Elektirik 10
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar